Bu Blogda Ara

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Bu Raund Kimin?



Sibel Can ve Ebru Gündeş, uzun süredir aynı firmanın şarkıcıları olmalarına rağmen, albümlerini nedense hep  birbirlerine çok yakın tarihlerde yayımlıyorlar ve tarz ve tür olarak çok benzeşen bu albümler ister istemez yarıştırılır hale geliyor. Geçtiğimiz yıl da bu böyle olmuş, ama her iki şarkıcının albümü de hayal kırıklığı yaratmış, beklentilerin çok altında kalmıştı. Ne enteresandır ki, bu sene her ikisi de çareyi eski şarkılara sığınmakta buldular ve yine iki albüm, Emre Plak tarafından birbirlerine çok yakın tarihlerde piyasaya sürüldü.

SİBEL CAN – “MEŞK”

Sibel Can bir röportajında söylediğine göre, babasının eski bir defterine kaydettiği şarkıların peşine düşmüş ve çoğunlukla yetmişlerin ilk yarısına ait bu şarkıları, orijinal hallerini fazla değiştirmeden, yeniden seslendirmek istemiş.


Buraya kadar yeni bir hikâye ve yeni bir fikir yok ortada. Eski şarkılarla albüm yapanların anne babalarına ithâf etmek/hediye etmek için bu işi yaptıklarını söylemeleri neredeyse klişe oldu. Eski şarkıları şu veya bu sebeple yeniden söyleme fikrinin ise çoktan suyu çıktı. Hatta bu uğurda Muazzez Ersoy ve Işın Karaca gibi travmatik sonuçlar da yaşadık. Ne var ki ta eskiden beri eski şarkılar büyük yüzdeyle, satmayan/dinlenilmeyen albümlerin can simidi oldu, olmaya da devam ediyor.

Şimdi tüm bu gerçekler ortadayken, Sibel Can’ın duygusal gerekçelerine ne derece inanırsınız, orası size kalmış. Ama “Meşk” adı verilmiş bu albümün çok önemli bir farkı var ve bu fark artık hepimizin içine fenalıklar getiren “cover” albüm projeleri arasında “Meşk”in ayrı bir rafta durmasını sağlıyor. Hatta sırf bu yüzden, yeni şarkılardan oluşan bir albüm gibi de tınlıyor, öyle sanılıyor.

Bu albümde çok akıllıca bir iş yapılmış ve yıllardır ezber edilen, Türk filmlerinden bilinen, daha önce defalarca kez söylenen şarkılar yerine, nispeten az bilinen, kıyıda köşede kalmış, bugünlere pek de ulaşmamış şarkılar seçilmiş. Ne zaman bir “cover”la karşılaşsam, söylenir durur, “Daha ne şarkılar var geçmişte, neden hep aynı şarkıların etrafında dönüp duruyoruz ki?” derdim. İşte kastettiğim tam da buydu. Sibel Can ve ekibi, bilerek ya da bilmeyerek başka türlü bir “cover” albüm yapmışlar ve iyi de olmuş.


Seversiniz sevmezsiniz o ayrı ama kabul etmek lazım ki Sibel Can kendi türünde gayet iyi şarkı söyleyen, sesi şarkılara, kendisi sahneye çok yakışan bir şarkıcı. 1987’den bu yana sayısız albüm yayımladı ve her albümü belirli bir satış rakamının üzerinde kaldı. Seveni ve dinleyeni çok. Özel hayatındaki çalkantılar, iniş çıkışlar, bir dönem en sevenini bile bıktıracak derecede bir magazin figürü haline gelmesi, girdiği polemikler, bugün dahi etrafında kameralar çalıştığında takındığı abartılı sempatik ve samimi haller filan bir yana, albümlerinde müzikal anlamda belli bir çizgiyi yakalamış ve yıllar boyunca da bunu sürdürebilmiş bir isim. Bundandır ki her yeni albümü “Acaba bu defa ne yapmış?” merakıyla ilgi görüyor. Tıpkı Ebru Gündeş gibi. Bu açıdan baktığınızda, bu kulvarda üçüncü bir isim daha yok. Hele ki doğru da bir iş yapmışlarsa, tadından yenmiyor.

“Meşk”de on iki şarkı var. Albüm “Kader Bağladı Bizi” ile açılıyor.  1973 yılında Handan Kara tarafından plak yapılan ve aynı yıl çekilen “Aşkların En Güzeli” adı Yeşilçam filminin de tema müziği olarak kullanılan bu şarkının hemen ardından 1974 tarihli bir Kamuran Akkor şarkısı, “Ne Gelen Var Ne Giden” alıyor sırayı. Bu şarkıyı 1983 yılında Ferdi Özbeğen de yeniden seslendirmişti.


1974 tarihli “Çok Hoppasın”, Yunanca bir şarkıdan uyarlanmış ve Handan Kara tarafından plağa okunmuştu. Ardından gelen “Kabahatim Büyüktür” ise Azeri bir şarkının Neşe Karaböcek uyarlaması olarak 1981’de yayımlanan “Yedi Renk” adlı Karaböcek albümünde yer almıştı. Bugüne dek “Sen Gelmez Oldun” ve “Günün Birinde” gibi iki “hit” çıkarmış “Yedi Renk” albümünden keşfedilen üçüncü şarkı oluyor bu.

1974 tarihli Semiramis Pekkan şarkısı “Unuttu Unuttu”yu, “Acıyorum Sana Ben” takip ediyor. 1971 yılında Hem Gönül Akkor, hem de Sevim Tanürek’in plağa okuduğu bu şarkının o plaklardaki adı “Bu Gece Kısmet Kime?” idi aslında ama her nedense bu albümde ismi değiştirilmiş.

Yine 1971 yılında Gönül Akkor tarafından plak yapılan “Ne Oldu Sana”nın peşi sıra 1974 yılında hem bestecisi Suat Sayın, hem de Handan Kara tarafından plak yapılan “Kaybolan Baharım” geliyor. Bu şarkının bir de Ferdi Tayfur versiyonu var ama çok karışık, çok dolambaçlı, içinden çıkılamaz bir “puzzle”a dönmüş Ferdi Tayfur diskografisinde şarkının Türkiye’de yayımlandığına dair bir kanıta rastlamadım. Tayfur’un Almanya baskısı kasetlerinde kullanılan bu kayıt, muhtemelen yetmişlerin ikinci yarısında yapılmış.


1971 yılında “Nerede Akşam Orada Sabah” adıyla Gönül Akkor tarafından seslendirilen bir başka şarkı da bu albüme “Meclis Tamam” adıyla girmiş. İlk olarak 1972 yılında Neşe Karaböcek tarafından plak yapılan “Senin İçin”, 1979 yılında Esengül’ün, ölümünden hemen sonra piyasaya sürülen “Hayat Dolu Gençliğe Veda” albümünde  “Çıra Gibi Yanıyorum” adıyla yer almıştı. Muazzez Abacı’nın 1974 yılında yayımlanan üçüncü 45’liğinde yer alan “Bitmeseydi O Gece”nin, bir de 1975 yılında yapılmış Neşe Karaböcek kaydı var.

“Şeytana Uyduk Bir Kere” ise sırasıyla Suat Sayın, Yaşar Özel, Gönül Akkor ve Zeki Müren tarafından plak yapıldı. Şarkıyı 2000 yılında Müslüm Gürses, 2007 yılında ise Muazzez Ersoy da seslendirdi. Yani “Meşk”in en fazla söylenmiş ve en yakın tarihe kadar gelmiş şarkısı bu ve bu şarkı da albümü kapatıyor zaten.

Düzenlemeleri yapan Selim Çaldıran’ın şarkıların orijinal hallerine sadık kalmış olması kadar, Sibel Can’ın tüm şarkıları dozunda bir üslupla söylemiş olması da albümü başından sonuna rahat dinlenebilir hale getiriyor. Albüm dinleyeni yormuyor, hafif ve ferah bir tat bırakıyor. Sibel Can albümü “Çok Hoppasın”la tanıtmaya başladı ki çok doğru bir seçimdi. Kendi adıma “Ne Gelen Var Ne Giden Var”ın ikinci şarkı olarak seçilmesinin de bir başka doğru seçim olacağını düşünüyorum.  


Kapak fotoğraflarındaki Nur Yerlitaş kostümleri, ayarı tutturulamamış Photoshop’lu resimler filan tam da Sibel Can’dan beklendiği gibi. Ne bir eksik, ne bir fazla. Sonuçta böyle bir konsept standardı var bu tür albümlerde ve daha fazlasını beklemenin de bir anlamı yok.

Bu albüm Sibel Can’ı bir sonraki albüme dek rahat rahat götürür. Televizyon programlarına, sahnelere, ekstralara çıkarır, maliyetini kurtarır, kâra bile geçirir. Eh, bu da ona yeter zaten.

EBRU GÜNDEŞ – “13,5”


Ebru Gündeş 1993 yılından beri müzik piyasasının bilfiil içinde ve bugüne dek on iki albümü yayımlandı. Her albümünden en az birkaç “hit” çıkardı ve popla arabesk arasındaki o ince çizgide türünün en başarılı örneklerini verdi. 2011 tarihli “Beyaz” adlı son albüm ise yüzünü tekrar popa ve popüler “rock”a dönmüş müzik dinleyicisi için fazla ağır, fazla karanlık geldi. Bundan mıdır bilinmez, o da yeni albümünde bir dönemin “hit” pop şarkılarını yeniden seslendirmeyi seçmiş. “13,5” adı verilmiş albümde on şarkı ve bir de “remix” var.

1988 yılında kaydedilmiş Sezen Aksu şarkısı “Seni İstiyorum”la açılan albüm, Gündeş’in 2002 yılında yayımlanan “Yol” adlı Çelik albümünde Çelik’le düet söylediği “Sen Yoluna Ben Yoluma” adlı şarkının yeni versiyonuyla devam ediyor. 1997 yılında Tarkan’ın, hemen ardından da Müslüm Gürses’in seslendirdiği “İkimizin Yerine” ve 2007 yılında Mustafa Ceceli, 2009 yılında da Sezen Aksu tarafından seslendirilen “Unutamam”ı, 1993 tarihli Kenan Doğulu “hit”i “Yaparım Bilirsin” takip ediyor.


Albümün altıncı sırasında yer alan ve ilk kez 1994 yılında Emel tarafından seslendirilen “Hovarda”yı 2010 yılında Onur Kırış yeniden söylemişti. Ferda Anıl Yarkın’ın 1995 yılında yayımlanan ikinci albümüne adını vermiş “Sonuna Kadar” ise, ilk kez bu albümde yeniden seslendiriliyor.

Sırada bu defa 2000 yılından bir Sezen Aksu şarkısı, “Kahpe Kader” var. Hemen ardından yine Sezen Aksu’nun sesinden tanıyıp sevdiğimiz,  1988 tarihli “Unut”u dinliyoruz Ebru Gündeş’ten. Bu şarkı 2005 yılında Lara, 2006 yılında Gökhan Sezen tarafından seslendirilmişti. Candan Erçetin’in eski bir Enrico Masias şarkısına getirdiği yeni yorum “Söz Vermiştin Bana”, 2000 tarihli ilk kaydından sonra ilk kez Ebru Gündeş tarafından yeniden seslendiriliyor.

Ve albüm “Unutamam”ın “remix”iyle sona eriyor. Albümdeki en anlamsız iş bu “remix” olmuş, zira şarkının “remix”e gelir hiçbir yanı yok. Böylesi can yakıcı bir şarkıyla neden dans etmek istesin ki insanlar?


Tamamen ticari düşünülmüş ve hem Gündeş’in sesine yakışacak, hem de albümü sattıracak şarkılar seçilmiş. Kendi adıma beni en çok şaşırtan şarkı “Yaparım Bilirsin” oldu. Kırk yıl düşünsem bu şarkıyı Ebru Gündeş’e söyletmek aklıma gelmezdi. Keşke albümde benzer birkaç sürpriz daha olsa. Ama yok. “İkimizin Yerine” ve “Kahpe Kader” başta olmak üzere, albümün tamamı Ebru Gündeş’ten duyunca şaşırmayacağınız şarkılardan oluşuyor. Bence albümün en büyük “hit”i ise “Sen Yoluna Ben Yoluma” olacak gibi gözüküyor.  


Ozan Doğulu ve Selim Çaldıran’ın düzenlemeleri albümün en büyük artısı olmuş. Bu iki usta aranjör, Ebru Gündeş’in artık kanıksanan ağır ve ağdalı tarzını epeyce hafifletmiş. Tempo yükselmiş, gençleşmiş ve çok da iyi olmuş. Şayet Gündeş de buna ayak uydurmuş olsa, ortaya çıkan işin beğeneni çok daha fazla olabilirmiş. Ne çare onun tekniğinde hiçbir değişiklik yok. Yine ağır prozodi hatalarıyla, yine yer yer gereğinden fazla sertleşen, efelenen, şarkı sözlerini olmadık yerlerde dramatize eden üslubuyla şarkı söylüyor. Biliyorum onu sırf bu üslubu nedeniyle seven sayısı hiç de az değil. Ama bu tarzda ısrar ettikçe, daha fazlasına kapılarını tamamen kapatmış oluyor. En azından bu albümde konsept gereği farklı olabilirdi/olmalıydı.

Ayten Alpün imzalı kartonet fotoğraflarında çok neşeli, hep gülen, genç bir Ebru Gündeş portresi çizilmiş. Kapak tasarımındaki pek fena yazı fontu haricinde, görsel anlamda da şık ama standartların dışına çıkmayan bir kartonet bekliyor albümü satın alanları.


Doksanlı yıllar müziğinin yükselen değer olduğu bu günlerde, çoğunluğu o döneme ait şarkılarla dolu bu albümün beklenen ilgiyi görmesi de şaşırtıcı olmayacak. Gündeş kariyerinin başyapıtlarından biri olarak anılmayacak belki ama belli ki günü kurtaracak bir albüm bu.

Madem söze kıyasla başladık, öyle de bitirelim. Sibel Can ve Ebru Gündeş… Bu raundu kazanan kim mi? Hâlâ bu soruyu soruyorsanız, yazıyı bir kez daha okuyun bence. Ya da okumayın. Onun yerine albümleri dinleyin. Sonra herkes kendi kazananını kendi tayin etsin.

TEMMUZ 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder