Bu Blogda Ara

29 Mart 2012 Perşembe

"Âlâ Turka" Başlasın!


Bir önceki yazımda bahsetmiştim; müzik dünyasında 2012 yılının yükselen değerlerinden biri de alaturka olacak. Bu tezimi Aslı Hünel ve Jale Parıltı albümleriyle öne sürmüştüm ama arkasının geleceğini de biliyordum elbette. Nitekim kısa bir süre önce Doğan Müzik'in birinci adamı Samsun Demir de Twitter'dan açıkladı. Bu yıl içerisinde DMC'ye bağlı iki önemli pop ikonu birden alaturka albümlerle dinleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 

Sertab Erener'in albümü muhtemelen Nisan ayı içerisinde piyasada olacak. Ajda Pekkan ise yıllardır böyle bir projeden bahseder ama, onun anlık karar değiştirmeleri meşhurdur bilenler bilir, haliyle albüm bu yıl çıkar mı çıkmaz mı kimse garanti veremez.


Bana sorarsanız her ikisinin de alaturka albüm yapmaya ihtiyaçları olmadığı gibi dinleyicilerinin de "aman bir alaturka okusalar da dinlesek" gibi bir kaygıları yok. Ama bu bir hevestir, belki kendini kendine ispat, belki kendini bir daha bir daha aleme ispattır. Olur a belki de kim bilir Yeşim Salkım ve İzel'inki gibi bir "vefa borcu" gerekçeleri vardır, bilemeyiz. Bize düşen beklemek ve zamanı gelince de dinlemek.

Sadece bir pop şarkıcısı olarak adlandırmanın epeyce haksızlık olacağı, dört dörtlük müzisyen Fatih Erkoç ise alaturka şarkılardan oluşan çift diskli albümünü tamamladı bile. "Babamdan Miras" adlı albüm önümüzdeki hafta satışa sunulacak. "Dertliyim Ruhuma Hicranımı" ile başlayıp "Olmaz İlaç"larla, "Enginde Yavaş Yavaş"larla devam eden bu seçkide, Fatih Erkoç hem kendisine, hem de babasına ait alaturka eserlere de yer vermiş. 


Fatih Erkoç gibi elinden ve dilinden her türlüsü gelen yetkin bir müzisyen için farklı mecralara akmak, farklı deneyimlere yelken açmak gayet anlaşıulabilir bir heves. En azından sakil durmuyor. Henüz albümü dinlemedim ama dinlerken hayal kırıklığına uğramayacağıma şimdiden emin gibiyim. Kaldı ki bence Fatih Erkoç'un müzikte en kötü olduğu alan pop şarkıları. 

Alaturkanın yükselişine dikkat çektiğim yazıda, bu eğilimin çıkış noktalarından birinin de Mine Geçili'nin "Zeki Müren Şarkıları" albümü olduğunu söylemiştim. Bu albüm her ne kadar büyük ses getirmemiş olsa da sektörün içine girdiği kısır döngüde başka bir kapı açtı. Nitekim bugünlerde piyasaya çıkan bir başka albüm daha var ki, alenen aynı yolda yürüyor.


TRT İstanbul Radyosunda ses sanatçısı olan Ayfer Er, TRT usulü alaturka televizyon programları nedeniyle de meraklılarının tanıdığı ve sevdiği bir isim. Hali hazırda TRT radyolarında çalışan ses sanatçıları arasında gayet dikkat çekici isimler var aslında. Tek şanssızlıkları biraz geç doğmuş olmaları. Zira bundan bir yirmi otuz yıl kadar önce bu işi yapıyor olsalardı, gazino sahnelerine assolist olarak transfer olmaları işten bile değildi.

İşte Ayfer Er de son dönemin dikkate değer isimlerinden biri. 2004 yılında "Ağlatma Ne Olur" adını taşıyan ilk albümünü piyasaya süren Ayfer Er'in bugünlerde piyasaya çıkan yeni albümü "Beklenen Şarkı" adını taşıyor. Albümde 11 Zeki Müren bestesinin Ayfer Er yorumları var. Nasıl? Fikir tanıdık geldi mi?


Bir de Safiye Soyman var... 

1985 yılında TRT televizyonunda katıldığı bir bilgi yarışması sayesinde ilk kez ekranla tanışan Soyman, ne yaptı etti, çocuklu bir ev kadınından bir assoliste dönüşmeyi başardı. Yıllar içerisinde onun o, ağırbaşlı, çok hanımefendi assolist çizgisinden çok bir "show-girl" çizgisine yakın olduğu ortaya çıktı; o da (farkında olarak ya da olmayarak) ekmeğini buradan çıkarmaya başladı.

Kimsenin albüm çıkaramadığı, sektörün sektelere uğradığı zamanlarda bile Safiye Soyman rahat rahat albüm yayımlayabilen ender isimlerden biriydi. Albümlerinde arabesk de okudu, alaturka da, türkü de. Memlekette kaç kişi "takayım da teyibe bir Safiye Soyman kaseti, dinleyeyim" der/demiştir bugüne dek onu bilemem ama demek ki böyle bir talep vardı ki arz da gerçekleşti. 


Safiye Soyman'ın son albümü "İstanbul Olmaz Olsun"un üst başlığı da "Alaturka Şarkılar". Bu albüm aslında geçtiğimiz yıl "Muhteşem Alaturka Şarkılar" adıyla piyasaya sürülmüştü. Beklenen randıman alınmamış olacak ki bu defa bir şarkı ilaveyle ve kapak değişikliğiyle tekrar piyasaya sürülmüş.
 
Albüme adını veren Hakan Altun bestesiyle arabesk bir açılış yapılıyor, ardından Yusuf Nalkesenler, Kamuran Yarkınlarla filan çok da ağıra kaçmadan alaturka meş ediliyor; derken albüm "Eyvah Eyvah" filmleriyle dilimize yerleşmiş "Bu Fasülye 7,5 Lira" ve "Kara Çalı" türküleriyle sona eriyor. Bugüne kadar hiç teyibe kasetini koyup dinlemek gelmediyse içinizden, belki bu albümde gelir diye düşünmüşler muhtemelen ama dürüst olmak gerekirse benim yine gelmedi. 

Son haberimiz ise Sibel Can'dan. 


2009 çıkışlı "Benim Adım Aşk"la çok da iyi bir ivme yakalayan Sibel Can'ın geçtiğimiz yıl piyasaya çıkan son albümü "Seyyah" iki seksen yatmıştı. Popüler bestecilerden şarkı alma hırsı ve gayretinin bir yerden sonra işe yaramadığı, Sibel Can'a Sinan Akçıl ve Soner Sarıkabadayı şarkılarının yakışmadığı gibi gerçeklere ne uyandı bilemeyiz ama Sibel Can bu defa dinleyicilerinin karşısına "Meşk" adı verilmiş alaturka bir albümle çıkacakmış. 

Albümün görselleri yavaş yavaş ortalara çıktığına göre, çıkışı yakındır. İçerik ise şimdilik saklı. Muhtemelen bir kaç hafta içerisinde Sibel Can yine ortalara dökülüp, "albümde şu şarkı var bu şarkı var, çok severek okudum," filan demeye başlar. Daha şimdiden dinleyenlerin bu şarkıları Sibel Can'la tekrar hatırlayacağı filan yazılmaya başlandı ki hâlâ hatırlamadığımız eski şarkı kaldı mı diye merak içerisindeyim. Kim bilir belki de albüm repertuarında bugüne dek hiç yeniden söylenmemiş, çok gizli eski şarkılar vardır. Onu da bekleyip göreceğiz. 


Alaturka cephesinden haberler şimdilik bu kadar. E bu kadar haberin üzerine Sezen'den sözü alsak da "Âlâ Turka başlasın" desek, en azından başlık da çıkmış olur değil mi?

MART 2012


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder