Bu Blogda Ara

15 Şubat 2012 Çarşamba

Anlamadıklarım

AYNUR AYDIN - "12 ÇEŞİT LA LA"


Tamam dinlediğim her şeye kuracak en az iki cümlem oluyor, tamam vıdı vıdıdır eleştirmenin hamuru ama bazen benim de yetemediğim, duraladığım, ne kelam etsem bilemediğim zamanlar olmuyor değil hani. Anlamadıklarım oluyor evet. Yazının başlığı da buradan geliyor. Anlamıyorum abi, ayıp değil ya.

Aynur Aydın'ı anlamıyorum mesela. Şimdi öncelikle gelin Aynur Aydın'ın resmi Facebook hesabındaki cümlelerle noktasını virgülünü değiştirmeden öncelikle onu bir tanıyalım. Biraz uzun ama vakit ayırıp okuyun zira çok eğlenceli bir metin.  


"AYNUR Almanya'da yaşayan Türk pop müzik şarkıcısıdır. Avrupalı türk göçmeni bir ailenin kızı olarak, Münich'de doğdu ve büyüdü. 4 çocuklu ailenin 2. çocuğu ve küçük yaştan itibaren müziğe olan ilgisini keşfetti. AYNUR kendisini Türk kökenlerine çok yakın hisseder, fakat aynı zamanda bir dünya insanı olarak görür. Şimdiye kadar yaşadığı ülkeler ise Hollanda, Bulgaristan, Isveç, Almanya ve Türkiye. Bundan dolayı Almanca, Hollandaca, Türkçe ve İngilizce dillini akıcı olarak konuşuyor ve bunun yanı sıra birazda İsveç dillinden anlıyor.

AYNUR 10 yaş cıvarında şarkı söylemeye başladı ve ilk tecrübelerini Çocuk ve Gençlik Tiyatro sahnelerinde topladı. AYNUR okul eğitimini Friedrich-List-Wirtschaftsschule'de tamamladı ve ayrıca Münich Stage School for Performing Arts"'da bir kaç semester eğitim aldı.


AYNUR'UN tanınmış avrupalı opera sanatçısı Daniela Dinato ile çok yakın bir dostluğu vardır; onun yetenekli olduğunu çok çabuk farkettikten sonra özel şan dersi vermeye başladı. Daniela Dinato AYNUR'UN şarkıcı ve sanatçı olma hedefini her zaman desteklemiş ve teşvik etmişdir.

Yeteneğini geliştirme cabasıyla 18 yaşında ilk showlarını vermeye başladı.En büyük tutkusunun müzik olduğunu farkettikden sonra, bütün enerjisiyle kendisini müziğe verdi.

2000 yılında SÜRPRİZ group'una katıldı ve ilk albümünlerini İstanbul'da kaydettiler. Bu sayede, uluslararası sahnelere çıkmaya başladılar. Ayrıca AYNUR ilk bestesini albüm için yazdı.


SÜRPRİZ Almanya Temsilcisi olarak Eurovision Şarkı Yarışmasına katıldı ve üçüncü sırada yer almayı başardı. Çok başarılı geçen birkaç yıl sonra AYNUR guruptan ayrıldı ve solo bir sanatçı olarak devam etmeye karar verdi."

Burada araya girmem lazım. Aynur Sürpriz adlı gruba 2000 yılında katılıyor aslında. Yani grup 1999 yılında Almanya adına yarışıp üçüncü olduğunda Aynur Aydın yok. Kendisi yanlış hatırlıyor olmalı. İnanmazsanız seyredin.


"2003 yılında Almanya'nın Euro Vision Şarkı Yarışması Ön Elemelerinde üçüncü sırada yeraldı ve Türkiye'de de ilgi yarattı. Ayrıca bir sanatçı olarak, 2008 yılında Otomobil üreticisi Skoda'nın FABIA kampanya şarkısı "It's so true"'yu besteledi ve senelerden beri, sesiyle çeşitli musik produktionlarının korosunda halen yer alıyor.

2010 yılının başlarında, AYNUR nihayet solo kariyer hayallerini gerçekleştirmeye başladı ve ilk solo albümünü çıkartmak için, son zamandaki en tanınmış yapımcıları ve söz yazarlarını etrafına topladı ve onlarla beraber çalışmaya başladı.

Ayrıca, Toni Nilsson (September, A-Teens, X-Factor), Moh Denebi (Medina, Ace of Bace), Darin Zanyar (Leona Lewis, X-Factor) yada aranjör olarak Henrik Janson (Britney Spears, Christina Aguilera, v.s.) albüm üzerinde çalıştı. AYNUR, albümün Türkçe versiyonu'na söz yazarı ve Executive Producer olarak kendi imzasını da attı."


Şimdi tüm bu bilgileri yan yana koyarsak, bir "dünya starı" adayıyla karşı karşıya olduğumuz sonucuna nasıl varacağız? Yeterli midir tüm bu anlatılanlar? Olabilir, tecrübe her zaman her şey değildir; bazen yetenek sıfır tecrübe ile parlatabilir yıldızınızı, amenna. En çok da bu nedenle, bu iddianın arkasındaki gerçeği arayıp bulmak umudu ile defalarca dinlediğim albümden ben bir şey anlamadım.

Tamam düzgün altyapılar, son derece Avrupai besteler ve hem sesi iyi, hem de İngilizce telaffuzu gayet düzgün bir kızcağız güzel güzel şarkılar söylüyor ona da kabul. İyi de buna benzer onlarca, yüzlerce kadın şarkıcı ve onların yaptığı sayısız albüm yok mu dünya üzerinde. Aynur'u onlardan üstün kılacak olan ne ki "dünya starı" olacak?


Bambaşka bir "sound" deseniz yok, bambaşka bir ses deseniz değil, görsel cazibe, şaşırtıcılık deseniz o da hak getire. Bir "dünya starı" adayı için ziyadesiyle vasat kapak resimleri, yabancı bir yönetmenin elinden çıkmış, karanlık ve kötü bir klip... Eeeee?

Buna mukabil albüm çıktığından bu yana Twitter ve Facebook üzerinden yürütülen amansız bir şişirme operasyonu, durmaksızın "RT"ler, paylaşımlar... En çok "mükemmel" kelimesi kullanılıyor, bir de herkes ağız birliği etmişçesine nihayet Türkiye'den de bir "dünya starı" çıktığını yineliyor.

Sonra Aynur ilk kez Beyaz Show'da görünerek televizyon prömiyeri yapıyor. Günlerce hazırlanmış, bizi muhteşem bir şov bekliyormuş, Twitter yıkılıyor yine. Fakat o da ne? Aynur hem "playback" yapıyor hem de bir kaç basit figür dışında dans bile etmiyor, öylece salınıyor sahnede. Olsun olsun bir Eurovision koreografisi düzeyinde sahnede seyrettiğimiz şey. Peki neden "playback", peki muhteşem şov nerede?.. 


Eskiler "daha bir fırın ekmek yemesi lazım" derlerdi. Daha fazla da bir şey demiyorum. Anlamıyorum vallahi, Aynur Aydın'ı anlamıyorum.

HALİL SEZAİ - "SENİ BEKLERKEN"

Tabii bu anlamamalarda kimi zaman benim duyargasızlığımın da etkisi vardır mutlaka. Yoksa herkesin anladığını ben niye anlamayayım? Mesela Halil Sezai.


Allah için nefis düzenlemeler var albümde. Şarkılar da gayet oryantal, gayet alaturka, gayet damar melodik örgülerle örülmüş. İşin iyi tarafı bu. Peki ya gerisi? Adam aslında tiyatro oyuncusu ve ilave bir çaba göstermemiş tüm tiyatro oyuncuları gibi şarkı söylerken kelimeleri fonetik vurgularına göre değil, nota vurgularına göre seslendiriyor. Baştan sona akıllara zarar bir prozodi cinayeti.(Her "İçim paaaaaaaramparça" deyişinde benim tüyler bir diken, bir diken o kadar olur.)

Şarkı sözleri deseniz daha fena. Masum isyankar, romantik serseri, meczup şair... Ne derseniz deyiniz. Hani bir dönem televizyon ve radyolarda gece yarısından sonra şiir okuyan tuhaf tonlamalı adamlar, kadınlar modası vardı. Aman ne şiirlerdi onlar, kaba metaforlardan, yapış yapış romantik, yazıklanan, efkar efkar üstüne bindiren mısralardan geçilmeyen ama illa ki bir kaç cümlesiyle bulunduğu mahalleyi ya da şehri yakıp ya da sevdasını aşkını satıp giden, öyle de posta koyan adamların/kadınların şiirleri. İbrahim Sadriler, Uğur Aslanlar filan kasetler de doldurmuştu o vakitler. 

Hah işte Halil Sezai onların şarkıcı versiyonu gibi. Yani o seviyede şarkı sözleri.Neyse ki Göksun Çavdar şahane düzenlemeler yapmış da albüm kılpayıyla tipik bir gitarist şantör (misal Kurtuluş veyahut Cengiz Coşkuner) çizgisinden dışarı çıkmış. 


İnanır mısınız bu yazdılarımı herhangi bir yerde yüksek sesle dile getirmem neredeyse imkansız. Çünkü etrafta kim varsa, tanıdık tanımadık, herkes bayılıyor Halil Sezai şarkılarına. Son yılların en büyük fenomeni oldu ve neden oldu, nasıl oldu ben hâlâ anlamadım.  (Bu arada müzik kulağına, bilgisine ve görgüsüne her daim çok inanıp saygı duyduğum Murat Meriç'in hakkını yemek istemem, zira pek âlâ bir yazı yazdı bu konuda benden çok evvel ki yüreğime az biraz su serpmiştir. Bu cümlenin üzerini tıklayarak da o yazıyı okumak mümkündür.)

Yazmayayım yazmayayım dedim, en azından bunca seven ve dinleyenin hatırına ama sussam ona da gönül razı değil. Siz iyisi mi kusuru bende arayın. Ben hakikaten anlamıyorum zira; anlamıyorum abi ne yapayım?



BURCU GÜNEŞ - "OFLAYA OFLAYA"  

Bir de Burcu Güneş'in son şarkısı var: "Oflaya Oflaya". Yanlış olmasın, ben Burcu Güneş'e bayılırım ve toz da kondurmam. Yıllardır çok da iyi işler yapmasına rağmen sanki biraz da kösteklenmiş ve bir türlü hak ettiği yere gelememiş, bu camiada tek başına ayakta durup, çizgisini bozmadan eli yüzü düzgün işler yapmış bir solisttir. İyi bir sestir, şahane bir şarkıcıdır. Biraz teknik söyler, mebzul miktarda prozodi sorunu onda da mevcuttur ama ben onu o haliyle bile severim, hep sevdim.


Peki nedir bu "Oflaya Oflaya" meselesi Allah aşkınıza? Şarkı servis edildiğinde üç gün Twitter'da başka bir şey okuyamadım desem yeri. Yine bir "RT" bombardımanı, bir herkesin ama herkesin ayılıp bayılma hali. Şarkıcının, menajerinin, firmasının heyecanını bir yere kadar anlarım; üreten insan her yeni bir şey ürettiğinde yaptığı/yapacağı en iyi şeyin o olduğunu sanır bir süre. Ama çoğu kez öyle değildir. Sular durulup, zaman geçince kendisi de farkına varır. Bir durun, bir sakin olun. 


"Oflaya Oflaya" Burcu Güneş'in bugüne dek yaptığı şarkıların, hele ki son albümünün yanında çok sönük kalan, sıradan bir şarkı. Kendisi bunu okuyunca illa ki kızacak biliyorum ama sanki birileri Burcu'ya "Sen de artık Sertab gibi böyle sakin bir şarkı söyle, devir bu devir," demiş de, Eflatun da "Açık Adres"ten "Koparılan Çiçekler"den filan feyz alıp bu şarkıyı yazmış gibi duruyor. Yani ben ilk dinlediğimden beri bu niyet okuyuculuğumdan kurtulamadım. Şarkı kurtaramadı beni.  


Ama bakın dinlenme ve tıklanma sayılarına filan (bilmiyorum "single" sattı mı, ne sattı), alan memnun satan memnun. E bana ne oluyor? Bana bir şey olduğu yok. Dedim ya, sadece anlamıyorum. İki gözüm önüme aksın anlamıyorum, zorla değil ya.

ŞUBAT 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder