Bu Blogda Ara

10 Ocak 2012 Salı

Eurovision 2012 Günlüğü 1


Eurovision panayırı başladı, hepimize hayırlı olsun. Bu sene günlüğü biraz erken açmaya karar verdim, zira herkes gibi benim de bu konuda çok fikrim var ve Twitter bunları ifade etmeye asla yetmiyor.

Bu sene yarışmada  Türkiye’yi Can Bonomo’nun temsil edeceğini dün itibariyle öğrenmiş bulunuyoruz. TRT tarafından ısrarla gizemli hale getirilen, akşam haberlerine saklanan bu sır, sosyal medya sayesinde gün içerisinde ortaya çıktı ve panayır da o dakika itibariyle başladı zaten. Haber duyulduğundan beri herkes bir şey söylüyor, her kafadan bir ses çıkıyor.


Her sene olduğu gibi bu sene de kim gidecek/gitmeli tartışmaları ile birkaç ay geçirdik. Genellikle bir önceki finalin yapıldığı gece başlayan bu tartışmalar, ileri geri tahminler ve fikir yürütmelerle bu sene her zamankinden biraz daha uzun sürdü. Bunun sebebi beklenen açıklamanın gecikmesiydi kuşkusuz. TRT’nin bu konudaki ketumluğu bir bildiği olduğundan mıydı yoksa kurum içinde de mi bir karara varılamamıştı onu bilmiyoruz. Ama sağlam kaynaklardan aldığım “yılbaşı gecesi saat 12’de açıklama yapılacak,” haberinin doğru çıkmaması, içeride de bir kararsızlık olduğunu gösteriyordu.


ÖnceTwitter’da Erol Köse tarafından bir Kıraç haberi patlatıldı. Ortalık bir karıştı. Kıraç müziğinin seveni çok olsa da, yetmişler Anadolu popunun suyunun suyunu çıkarmasıyla, üstüne bir de “country” sosu dökmesiyle sabıkalı bir müzisyenin Eurovision sahnesinde sakil duracağı konusunda neredeyse herkes hemfikirdi. Kıraç cephesinde önce bir tereddüt oldu, sonra yalanlama geldi. Belli ki bu bir nabız yoklamaydı. Kaçınılmaz olarak yine ateş olmayan yerden duman çıkmamış, ancak yanlış hesaptan geç olmadan dönülmüştü.


Sonra bir ara TRT’nin beş isimle görüştüğü haberleri düştü sosyal/asosyal medyaya. Listede Şebnem Ferah, Hande Yener, Atiye, Murat Boz ve Erhan Güleryüz vardı. Yükselen değerlerle/değerlilerle arasının iyi olduğu bilinen ve ismi geçen yıl da telaffuz edilen Erhan Güleryüz’ün ve yine benzer bir sebepten Atiye’nin listede olması şaşırtıcı değildi belki ama yarışmayla ilgilenmediğini söyleyen Şebnem Ferah ve Murat Boz isimleri pek de inandırıcı gelmiyordu kulağa. Çok hevesli, çok arzulu Hande Yener ise spekülasyonlardan sıkılmış, (duy da inanma derler ya hani) artık isteseler de gitmeyeceğini açıklamıştı.

Peki ya bu görüşmelerin devam etmesi hali de neyin nesiydi? Alt tarafı teklif götürülür, birkaç gün düşünme payı verilir, sonra da olumlu ya da olumsuz bir cevap alınırdı. Neyin görüşmesi, pazarlığı yapılıyordu böyle uzun uzun?.. Kafamızda “deli sorular” vardı.


Ben Eurovision Şarkı Yarışmasının Türkiye’deki ilk on yılını anlatan (1975-1987) bir kitap yazdım. Kişisel nedenlerle henüz yayımlatmak için bir girişimde bulunmadığım, zamanını beklediğim bu kitap beş yıllık bir süreçte yazıldı. Bir çok insanla röportajlar yaptım, yüzlerce dergi ve gazete taradım, bilgileri cümle cümle, cımbızla çekip çıkardım. Zaten 1975’ten beri de yarışmanın sıkı bir takipçisiydim. Tüm bunlara dayanarak söylüyorum ki yarışmanın o ilk günlerinden bu yana Türkiye’de değişen pek bir şey yok. Aynı dedikodu çarkları, aynı ayak oyunları, aynı Şark kurnazlıkları ve memlekette hiç değişmeyen kural; ilgisiz ve bilgisiz de olsa herkesin bir fikri olduğu gerçeği. 

Bunu neden yazma ihtiyacı hissettim; çünkü yıllardır her yarışma döneminde ortaya atılan bir takım asılsız savlar var ve ben konunun bir bileni olarak bu savları çürütme hakkını kendimde görüyor ve hatta bu konuda sorumluluk hissediyorum. Bu günlükler süresince de yeri geldikçe bunları konu edeceğim.   

Ama bir şey var ki, onu hemen söylemem lazım…

Eurovision bir amatörler yarışması değildir! Yarışma tarihi çeşitli ülkeleri temsilen katılmış gayet de profesyonel, hatta bazıları dünya çapında ünlü yarışmacılarla doludur. İsim de vereyim: Cliff Richards, Anna Vissi, Patricia Kaas, Blue, Toto Cutugno, Ofra Haza, t.A.T.u şu anda ilk aklıma gelenler. Bizim tanımadığımız ama Avrupa’nın belirli bölgelerinde çok popüler bir çok isim de buna eklenebilir.


Evet, elbette yarışmaya kendi ülkelerinde henüz isim yapmamış şarkıcılar, hatta zaman zaman amatörlerin de katıldığı görülmüştür ama, isterseniz o amatörlerle bizim profesyoneller arasındaki farka hiç girmeyeyim, merak ederseniz siz açın internetten birkaç “amatör” performans izleyin. 

Gelelim bu seneki temsilcimize…

İlk bakışta şu an en ideali gibi görünmekle birlikte ben Hande Yener’in gitmesine hiç taraf olmadım. Bunun bir tek ve açık net bir gerekçesi vardı; Hande Yener’in yarışmada birinci olmanın şartsız koşulu olan “farklı olmak”, ilk bakışta, ilk dinleyişte dikkat çekmek adına bir şey yapabileceğine zerre inancımın olmaması. En azından son birkaç yıldır gördüğüm Hande Yener için böyle bu. Hande Yener-Sinan Akçıl ortaklığından ortaya çıkanları görüyor, duyuyoruz son iki yıldır. Bu ikili bundan daha fazla ne yapabilirdi ki?.. Bir de buna “styled by Kadir Doğulu” konseptini ekleyin… Yani o taklit, emanet görselliği... Olacak gibi değildi; iyi ki de olmadı.


Buna karşın Hande Yener hâlâ iyi bir adaydır elbette. Ekibini, çevresini ve tarzını değiştirmesi kaydıyla.

Atiye’yi zaten hiç onaylamadım. İnanın sadece geçtiğimiz yılki yarışmada bile Atiye’den beş kat iyi dans eden ve şarkı söyleyen on tane kadın solist sayabilirim. Yani Atiye Türk popu için nitelikli bir isim olabilir ama Avrupa karşısında tereciye tere satmaktan (üstelik de henüz olmamış tere satmaktan) öteye gitmezdi. 


Bir tek kendi aramızda konuştuğumuz ama TRT cephesinde adı neredeyse hiç anılmayan Hayko Cepkin cazip geliyordu bana. Kendine özgü bir adamdı Cepkin; hem stili hem de şarkılarıyla. Bir de bu yarışmada hiç denemediğimiz bir tarz olan elektronikle değişik bir şeyler yapabilmesi muhtemel Bedük vardı aklımda.


Ha ben Murat Boz’un da bu yarışmada Türkiye’yi temsil etmesini isterdim, o ayrı. Bunu da yıllardır söylerim. Yüksek performans beklediğimden değil ama, sahne karizması ve sempatinin geçer akçe olduğu bu yarışmada iyi de bir şarkı yakalarsa Boz’un gayet etkili olabileceğini düşündüğüm için.

TRT’nin Hadise ile yaşadığı sorunlardan sonra kadın şarkıcı göndermeme konusunda açıkça dile getirilmemiş kararı herkesin malumu. Bundandır ki daha ziyade erkek şarkıcılar arasında arıyorduk zaten adayımızı ama Can Bonomo adı, müziğini çok da beğeniyor olmama karşın, aklımın ucundan bile geçmemişti açıkçası. Duyunca hem şaşırdım, hem de rahatladım.


Neresinden bakarsanız bakın cesur ama çok yerinde bir karar bu. Tıpkı Şebnem Paker, Sertab Erener, Athena ve Manga’nın yaptığı gibi Bonomo da yarışmanın genel seyrinde farklı, dikkat çekici ve kişilikli bir şarkı ve şovla başarı ipini göğüsleyebilecek potansiyele sahip bir müzisyen çünkü. Ve de ilk albümü bir yıl önce yayımlanmış, hadi öncesini bir kenara bırakın, albümü yayımlandığından beri de bir sürü konser vermiş profesyonel bir müzisyen Can Bonomo. İddia edildiği veya sanıldığı gibi amatör değil. Kaldı ki Şebnem Paker üçüncü olduğunda albümü bile yoktu, eğer bu bir kriterse.

Velhasıl ben sevindim, memnun oldum ama Bonomo’yu tanımayan ve müziğini bilmeyenler haliyle bir anlam veremediler bu seçime. Ve tartışmalar başladı…

Gelişmeler oldukça günlüğe sayfa eklemeye devam edeceğim. Şimdilik burada duralım.

OCAK 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder