Bu Blogda Ara

16 Temmuz 2011 Cumartesi

"Star"ım Şahaneyim!


“Star”lık tek başına ne sesle, ne fizikle, ne şarkıyla, ne dansla, ne cinsi cazibeyle, ne şunla bunla oluyor. Eğer bir “star” için kendisi ve çevresindekiler tarafından doğru bir kariyer planlaması yapılmazsa, bu kıyıcı arenada saman alevi gibi hızla parlayıp, aynı hızla sönmek yüksek ihtimal. Bu alev tesadüfen de yanmış olabilir, şansınız yaver gitmiş de olabilir, şartlar lehinize olgunlaşmış da olabilir ama alevin sürekli harlı kalması için şans da tesadüf de yetmez. İşte tam da bu noktada strateji ve kariyer planlaması devreye girer.

“Star”ın öncelikle müzik sektöründeki ve dinleyici nezdindeki konumunu iyi irdelemesi gerekir. Sanal alem icat oldu olalı, en “star” yerine koymadığımızın bile şuursuzca hayran binlerce, on binlerce “fan”ı var. Yani eskiden de vardı belki ama sanal alemin icadıyla birlikte gözle görülür, kulakla duyulur oldular.


Şarkıcılık gibi mutlak yüksek ego gerektiren bir iş yapıyorsanız, çevrenizde size sürekli kendinizi iyi hissettirecek, size ne kadar şahane, mükemmel, eşsiz, biricik, önemli, değerli olduğunuzu hatırlatacak birilerine ihtiyaç duyarsınız. Kimini parayla tutar (asistan, basın danışmanı, menajer gibi), işi gücü size hayranlık duymaktan ibaret olanların ise bir iki yemle (bir hayranlar buluşması, Twitter’dan/Facebook’tan yazılmış bir mesaj, konser çıkışı iki sohbet bir imza) hayranlıklarını sıcak tutarsınız. Her iki türlü de çevrenizdekiler egonuzu daha çok, daha da çok şişirmeye (profesyonel ya da değil)hazır ve nazırdır.

Çevresindeki profesyonel ve dolayısıyla samimiyetsiz kalabalığın ona zarar vermeye başladığını görüp arada bir silkinen, orkestrasından menajerine birlikte çalıştığı herkesi değiştiren nice “star” vardır. Genellikle vefasızlıkla, hatır bilmezlikle suçlanırlar. Camiada çoktur bu hikayeler. İşin vefasızlık kısmı doğrudur da bazen; kurunun yanında yaş da yanar çünkü bu operasyonlarda. Ama çoğunlukla bu işten “star” kârlı çıkar. Yolunu açar, hevesini tazeler, soluklanır.


Ne ki aynı “star”ın “fan”larını değiştirme imkanı yoktur. Onlar öyle körü körüne, gözü bağlı, öyle kayıtsız şartsız bir sevgi yumağı örerler ki “star”ın etrafında, hele bir de buna gereğinden çok önem veriyorsa “star” kişi, bir süre sonra hiçbir şeyi yanlış yapmadığını, her yaptığının kusursuz, mükemmel, dört dörtlük olduğu sanrısına kapılır. Kapılıyorlar da nitekim.

Sanal alem sayesinde kolay erişilebilir olmak “star”lara bu anlamda büyük tuzaklar kuruyor. En “cool” olanı bile bir süre sonra o sağlıksız hayran gerçekliğine inanmaya başlıyor, sanrılardan besleniyor. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da hem kendisi hem de “fan”ları en ufak bir eleştiriyi kabul edemez hale geliyor.


Birilerinin her 100 kişiden 2’sinin onun sesini beğenmediğini söylemesi bundandır. Birilerinin kendi elleriyle mahvettiği kariyerinde hala çok doğru bir yolda olduğunu sanması da… Hatta biri, biri ve birilerinin son günlerde piyasaya sürülen ve kendilerini tekrar etmekten bir adım öteye gitmeyen çok sıradan yeni şarkılarını “muhteşem yeni şarkılar” sanmaları da... Gerçeklik algısı bir kere kayboldu mu, tekrar bulmak çok zordur.

Bir “star”ın kendi “fan”larının peşine takılıp giden birinden çok, herkesin peşinde koştuğu biri olabilmesinin yolu galiba en çok yeri geldiğinde her şeye ve herkese kulaklarını tıkayıp, dünyada ne olup bittiğini de hiç kaçırmadan, kendini olduğu yerden yukarı çekecek, ileri götürecek ne varsa ona çalışmaktan, bu uğurda ter dökmekten geçiyor.


Kendisinden beklenen kadar hiç beklenmeyeni de yapabilen, şaşırtan, ezber bozan, kıskandıran, hayran bıraktıran, konuşturana “star” deniyor. Ve bu kriterle baktığımızda, bu ükede hala hiç bir “star” sıfatlı şarkıcı, Ajda Pekkan’ın eline su dökemiyor.

Sezen Aksu yıllar önce yaptığı bir sahne şovunda (güya) kendisine yazdığı bir şiir okurdu: “Starım şahaneyim, elbette bir taneyim! Ay ben kendimi yerim!..” diye biten bu şiirin sonunda da kendi ellerini kollarını öper, izleyenleri gülmekten kırıp geçirirdi.


Şöhret denen şeyin şişirdiği egoların zamanla nasıl kendine tapınmayı beraberinde getirdiğini ve bu durumun dışarıdan bakıldığında aslında nasıl da komik ve zavallı göründüğünü kimse bundan daha güzel anlatamazdı herhalde. Vj/dj ağzıyla  sözü bağlamak gerekirse; bu şiir de çevresindekilerin ve en çok da hayranlarının katkılarıyla “ay ben kendimi yerim” durumuna gelmiş olanlara gitsin o zaman!

TEMMUZ 2011

1 Temmuz 2011 Cuma

O Söyledi, Biz Dinledik...

"SEZEN AKSU SÖYLÜYOR" (1989)


"Blog"da bugüne dek "Sen Ağlama" ve "Gülümse" albümlerini enine boyuna masaya yatırdık. Bu defa sırada bir başka efsane albüm; "Sezen Aksu Söylüyor" var. 


1989 yılının Temmuz ayında, Fono Müzik etiketiyle önce kaset formatında yayımlanan bu albümün CD baskısı ise ancak 1990 yılı Mayıs ayında rafa çıkabildi. Büyük bir satış rakamı yakalayan "Sezen Aksu'88" albümün üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçmişti ve herkes merakla Sezen ve Onno cephesinden gelecek yeni şarkıları bekliyordu.

Albümün açılışında yer alan "Bırak Beni", daha önce çok ses getirmiş olan "Git"in formülünü bire bir tekrar eden bir şarkıydı. Hem "git, bırak" diyen, hem de "gitme, seviyorum" diyen kararsız aşık kadının ağzından yazılmış sözler Sezen Aksu'ya, yine "Git"dekine çok benzer yaylı partisyonlarıyla yürüyen düzenleme ve beste ise Onno Tunç'a aitti.


"Şinanay"ı Onno Tunç, Melih Cevdet Anday'ın şiirinden bestelemiş, bestelerken şu bildik "Niksarın Fidanları" türküsünün nakaratından da "yavrum" kelimesini (şiirin orijinalinde olmadığı halde) ödünç alarak, epeyce eğlenceli bir şarkı ortaya çıkarmıştı. Nitekim çok tutulacak ve ortalık uzunca bir süre "Şinanay da yavrum şina şina nay" diye inleyecekti. 

Şarkının Ulusal Radyo ve Televizyon tarafından, Samim Değer'in yönetiminde çekilen klibi ilk kez, o günlerde Ulusal Radyo ve Televizyon'un TRT için hazırladığı "Bir Başka Gece" adlı programda yayımlanmıştı.


Albüm çalışmaları esnasında "Şinanay" şiirini Sezen'in o günlerde çevresinde bulunan başka besteciler de çalışmış, ancak Onno Tunç'un bestesinde karar kılınmıştı. Ne var ki Fuat Güner yıllarca, Onno'nun bu besteyi yaparken, kendi bestesinden esinlendiğini düşündü ve bu düşüncesini jüri üyeliği yaptığı bir televizyon programında birden bire açıkladı. O gece canlı yayına Sezen Aksu bağlandı, Fuat Güner'e sitem dolu sözler söyleyip bu iddayı reddetti. Sezen'in 2008 tarihli "Deniz Yıldızı" albümünde yer alan "Yol Arkadaşım" şarkını bu olay üzerine, Fuat Güner'e hitaben yazdığı biliniyor.

1990 yılında yayımlanan üç farklı albümde, "Şinanay" üç farklı şekilde seslendirildi. Semiha Yankı günün popüler arabesk şarkılarını seslendirdiği "Ben Sana Mecburum" adlı albümünde "Şinanay"a da yer vermişti.


Şarkıyı seslendirenlerden biri de 1990 yılında ilk albümünü yayımlayan Aylin Livaneli oldu. Albümün tamamı İngilizce idi ve dolayısıyla "Şinanay" da Aylin'in yazdığı sözlerle "Don't Go" olarak İngilizceye dönüşmüştü. Şarkının bu versiyonu orijinalinden bir hayli farklıydı.


Aynı yıl "Şinanay"ın yer aldığı albümlerden biri de "Ayşegül'ün Doğum Günü" adlı çocuk şarkıları albümü oldu. O günlerde sadece kaset formatında yayımlanan ve 2001 yılında CD formatında tekrar basılan bu albümde, "Şinanay"ı, albümün müzik direktörlüğünü yapan aranjör ve besteci Oğuz Abadan'ın kızı Ayşegül Abadan seslendiriyordu.


2007 yılında yayımlanan "Onno Tunç Şarkıları" adlı saygı albümünde, şarkının sadece nakarat bölümlerini kullanarak, kendi yazdığı "rap" bölümlerle birleştiren Ceza, "Şinanay"a bambaşka bir yorum getirdi.


Albümün üçüncü şarkısı "Gidiyorum"un söz ve müziği Sezen Aksu'ya aitti ve düzenlemesi Atilla Özdemiroğlu tarafından yapılmıştı.


"Gidiyorum"u yeniden seslendirenlerden biri Kibariye oldu. Şarkı, 1990 yılında yayımlanan "Şarkılara Hayat Veren Kibariye" adlı albümde yer aldı.


Aynı yıl şarkıyı albümüne alanlardan biri de Sinan Özen'di. "Gidiyorum", Özen'in "Kar Tanesi" adlı albümünde yayımlandı.


"Gidiyorum", Pop Star Alaturka yarışmasının ilk sezonunda yarışan Hazan Medetoğlu tarafından yarışma esnasında seslendirilip çok alkış alınca, 2006 yılında yarışmanın adıyla yayımlanan albümde de kullanıldı. Albümdeki kayıt, yarışma esnasında gerçekleştirilmiş canlı performans kaydıydı.


Sözleri Aysel Gürel, bestesi Onno Tunç imzası taşıyan "Son Bakış", ilk dinleyişte kulağa bir aşk şarkısı gibi tınlasa da, aslında satır aralarında hazin bir öykü saklıyordu. Bu öykü o günlerde açıkça hiç dile getirilmedi, konuşulmadı, ancak şarkının sözlerinde anlatılanlar sonradan ortaya çıktı. 

Aysel Gürel'in bu şarkı sözlerini yazmasına sebep olan fotoğraf buydu.


Bu fotoğraf, bir askeri inzibatı öldürmekle suçlanan 12 Eylül sonrasında ve ölüm cezasına çarptırılan 17 yaşındaki Erdal Eren'in idama götürülmeden hemen önce gazeteci Savaş Ay tarafından çekilmiş son fotoğrafıydı. Erdal Eren'in fotoğraftaki bakışı, şarkıdaki "Son Bakış"ın ta kendisiydi. 


Albümün beşinci şarkısı bir "cover"dı. Selim İleri'nin "Yıllar Sonra" adlı şiirini besteleyen Hümeyra, bu şarkıyı 1988 yılında yayımlanan albümünde seslendirmişti. 


Sezen Aksu, Hümeyra'nın sesinden çok sevdiği "Yıllar Sonra"yı kendisi de seslendirmek istemiş ve bu albüme dahil etmişti.


Sezen Aksu bu albümde ilk kez bir de Bülent Ortaçgil şarkısına yer verdi ve Ortaçgil'in henüz albüm yapmadığı, ancak konserlerinde seslendirdiği "Beni Kategorize Etme"yi seslendirdi.


Bülent Ortaçgil, sözü ve müziği kendisie ait bu hicivli şarkıyı, 1990 yılında yayımlanan "Oyuna Devam" adlı albümünde seslendirdi. O albümün düzenlemeleri de Onno Tunç tarafından yapılmıştı.


"Beni Kategorize Etme", Bülent Ortaçgil'in 1999 yılında yayımlanan ve eski şarkılarını yeniden seslendirdiği "Eski Defterler" adlı albümünde de yer aldı.


Şarkıyı 2005 yılında bu defa Zuhal Olcay seslendirdi ve bu versiyon, Olcay'ın "Başucu Şarkıları 2" adlı albümünde yayımlandı.


"Beni Kategorize Etme"yi 2008 yılında Hepsi grubu seslendirdi. Grubun üç kişiye inmeden önce yaptığı son albüm olan "Şaka"da yer alan bu versiyon, sonradan yazılmış "rap" bölümler de içeriyordu.


Albümde en çok ilgi gören ve dillere düşen şarkılar biri de hiç kuşkusuz "Belalım" olacaktı. Albümün kaset baskısında "Belalım"ın söz yazarı "Zülfü Livaneli", bestecisi Ferhat Livaneli olarak gözüküyordu. Ancak bu hata CD baskısında düzeltilecek ve CD kartonetinde "Söz: Sezen Aksu-Zülfü Livaneli", "Beste: Zülfü Livaneli" yazacaktı (ki doğrusu da buydu.) 

Şarkının aranjörü konusundaki bilgiler de kaset ve CD baskılarında farklı farklıydı ancak bu defa hata yoktu. Çünkü kaset ve CD baskılarında "Belalım"ın farklı düzenlemeleri kullanılmıştı.

Kaset baskısındaki düzenleme Turhan Yükseler tarafından yapılmıştı ve televizyon için çekilen klipte de bu versiyon kullanılmıştı.


CD baskısındaki düzenleme ise Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu'nun ortak imzasını taşıyordu.


"Belalım"ı Sezen Aksu'dan sonra ilk seslendiren Bülent Ersoy oldu ve şarkı Ersoy'un 1989 yılında yayımlanan "Öptüm" adlı albümünde yer aldı.


Bülent Ersoy'un o günlerdeki yegane rakibi Zeki Müren ise şarkıyı 1990 yılında yayımlanan "Dilek Çeşmesi" adlı albümünde seslendirdi. 

 
"Belalım"ı yeniden seslendirenlerden biri Semiha Yankı oldu ve şarkı, Yankı'nın 1990 tarihli "Ben Sana Mecburum" adlı albümünde yer aldı.


1990 yılında şarkıya albümünde yer veren bir başka isim de Kamuran Akkor olacaktı. Kamuran Akkor'un "Gurbet Yolcusu" adlı albümünde şarkının epeyce arabesk bir yorumu yer alıyordu.


1994 yılında Sezen Aksu'nun Almanya'da yayımlanan "Sude" adlı "maxi-single"ında, "Belalım"ın yarı Türkçe, yarı Almanca bir versiyonu da yer alacak ve şarkının bu versiyonunu Sezen Aksu, Almanların ünlü şarkıcısı Udo Lindenberg ile birlikte seslendirecekti. Bu kayıt Türkiye'de yayımlanmadı.

video

İkibinli yılların hemen başında televizyon dünyasında fırtınalar estiren ve bir çok bakımdan kendisinden sonra gelecek televizyon dizilerine emsal teşkil eden "Asmalı Konak"ın, sinema filmi versiyonu 2003 yılında gösterime girdi. Filmin "soundtrack" albümünde "Belalım"ın Özcan Deniz tarafından seslendirilmiş iki farklı versiyonu bulunuyordu.

Albümde yer alan ikinci versiyon, "Sezen Aksu Söylüyor" albümünün kaset baskısında yer alan Turhan Yükseler düzenlemesi esas alınarak yapılmıştı.


Şarkının 7 dakikalık asıl düzenlemesi ise Özcan Deniz'in "a capella"sı ile başlıyordu.


Bestecisi Zülfü Livaneli, "Belalım"a yıllar boyunca konserlerinde yer verdi ancak şarkı sözlerindeki "kadın ağzı" nedeniyle olsa gerek, vokalistlerine söyletmeyi tercih etti. 2007 yılında yayımlanan ve Livaneli'nin konser kayıtlarından derlenen "live" albümü "Efsane Konserler"de şarkının Sevingül Bahadır tarafından seslendirilmiş bir kaydı yer aldı.


"Belalım"ı 2010 yılında bu defa Müslüm Gürses seslendirdi ve şarkının bu versiyonu, Gürses'in "Yalan Dünya" adı verilmiş albümünde yer aldı.


Albümün sekizinci şarkısı olan "Kış Masalı"nın sözleri Yıldırım Türker, bestesi Onno Tunç imzası taşıyordu. Bu şarkı da tıpkı "Belalım" gibi kaset ve CD baskılarında farklı düzenlemelerle yayımlandı. Her iki düzenlemede de Onno Tunç imzası vardı ancak iki versiyonunun enstrüman dengeleri farklıydı.


Dikkatli dinlenmedikçe fark edilmeyecek bu ayrıntıya karşın, kaset versiyonunda şarkının ikinci tekrarında B bölümü yinelenirken, CD versiyonunda yinelenmeden nakarata geçiliyordu ki bu da her iki versiyon arasında yaklaşık 10 saniyelik bir fark yaratmıştı. 


Sözleri Sezen Aksu, bestesi Turhan Yükseler imzası taşıyan "Aynalar"ın düzenlemesi de Turhan Yükseler tarafından yapılmıştı. 


"İstanbul Hatırası"nın sözleri Aysel Gürel'e, bestesi ise Arto Tunçboyacıyan'a aitti. Düzenleme ise Onno Tunç tarafından yapılmıştı.


"İstanbul Hatırası", Fatih Akın'ın 2005 yılında çektiği müzikli İstanbul belgeseli "Crossing The Bridge"de yine Sezen Aksu'nun yorumuyla yer alıyordu ancak bu kayıt orijinal değildi; Sezen Aksu şarkıyı bu film için yeniden seslendirmişti. Filmin "Soundtrack"inde yer alan şarkı, Türkiye'deki gösterimde aynı zamanda filmin adı olarak da kullanıldı.


Albümde yer alan bir başka "cover" da 1987 plak ve kaset formatında yayımlanan Zülfü Livaneli albümü "Zor Yıllar"a adını veren şarkı olacaktı. 


Sözleri Zülfü Livaneli'ye, bestesi Ferhat Livaneli'ye ait bu şarkıyı Sezen Aksu albümde Atilla Özdemiroğlu'nun düzenlemesiyle seslendirdi.


"Zor Yıllar"ın Kibariye versiyonu ise şarkıcının 1991 yılında yayımlanan "Aşkın Sesi" adlı albümünde yer aldı.


Albümün son şarkısı Orhan Atasoy ve Istvan Leel Ossy'nin birlikte yazdığı ve düzenlemesini yaptığı "Gamsız"dı.


"Gamsız"ın İngilizce versiyonu Aylin Livaneli'nin 1990 yılında yayımlanan "Don't Go" adlı albümünde yer alıyordu ve "Desert Nights" adını taşıyordu.


"Gamsız", Orhan Atasoy'un 2009 yılında yayımlanan "1980-2001" adı verilmiş albümünde, bestecisinin yorumuyla yer aldı.


2010 yılında bu defa rock grubu Gece tarafından yeniden seslendirilen "Gamsız"ın bu versiyonu dijital "single" olarak yayımlandı. Şarkı, Gece'nin 2011 yılında piyasaya sürülen "Ben Öldüm" adlı albümlerinde de yer aldı.


Her bir şarkısı hatırlarda kalmış, bir çok şarkısı, bir çok kereler yeniden seslendirilmiş bir başka efsane albümü daha hem konuştuk, hem de dinledik. Daha konuşulacak ve dinlenilecek çok albüm var. Takipte kalın!

TEMMUZ 2011